Rakıyla karışık Sadri Alışık

Rakıyla karışık Sadri Alışık

Nis 03
Rakıyla karışık Sadri Alışık

Rakı benim hayatıma Sadri Alışık’la girdi. Önce Sadri Alışık girdi, sonra rakı. Tom ve Jerry’den sonra onun o siyah beyaz filmlerini büyük bir hayranlılıkla izler, bu keskin geçişi zerre yadırgamazdım. Bana kalırsa, içtiği meyhanelerdeki en güzel kadınlardan daha güzel bir adamdı Sadri Alışık. “Hey yavrum heyy” naraları kulağımda çınlar, dertli halleri beni derin bir üzüntüye gark ederdi. Hani şu “çocukken ne kadar mutluyduk, hiç tasamız yoktu” içlenmeleri var ya, o nostalji mayası bende hiç tutmadı. En çilekeş zamanlarımı Sadri Alışık’la yaşar, onunla içmek ister fakat içemezdim.

Evimize içki girmezdi. “En azından tadına baksaydım, söz alkolik olmayacağım Allahım…” diye dua ettim bir süre. Sonrasında duayı bırakıp somut adımlar atmaya karar verdim. Bir yolunu bulup en azından rakının tadına bakmayı aklıma koymuştum. Yanakları kırmızı adamlar rakıyı çok içerlermiş. Bu bilgi beni rakıya götürecekti. Bir süre sinsice “amca yanağı tespiti” için pusuya yattım. İnsanlarla konuşurken, gözlerine değil yanaklarına baktım. Nihayet “kırmızı yanaklı amcalar” listesini tamamlamıştım. Listenin en başında yıllardır gördüğüm alt komşumuz Mehmet Amca’nın yanakları yer alıyordu. Ama bu kızarıklığın hormonsal ya da doğuştan olma olasılığı da beni korkutmuyor değildi. Kırmızı yanak, başlı başına yetmiyordu yani, sonuç hüsran olabilirdi. Bizimkilerin ağzını aradım ve Mehmet Amca’nın sağlam içici olduğunu öğrendim. Bu, bana en yakın rakı kaynağının alt komşumuzun buzdolabında olduğuna işaret ediyordu. İşim kolaylamıştı artık. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecekti.

Sıradan bir akşam, oturmaya indim. Mehmet Amca’nın evde rakı içtiği günlerden birine denk gelmemiştim. Moralimi bozmadan “cimcime komşu kızı” rolünü sürdürdüm. Televizyon izliyorduk. Uygun vakti kolladığımda, yerimden sıçrayarak;

“Aaah dişim, dişim aahhgg çok acıyor” diye yanağımı tutarak tek ayak üstünde zıplamaya başladım.

Ağrıyan dişe rakı sürülmesi gerektiğini en iyi rakı içen amcalar bilir. Mehmet Amca’nın da bilmesi gerekiyordu bittabi. Fakat o da ne? Bu bilgiden yoksundu Mehmet Amca. Mutfakta bulaşık yıkayan Sevim Teyze’ye seslendi;

“Tuzlu su getir hemen, bu kızın dişi ağrıyor.”

Neye uğradığımı şaşırdım. Mehmet Amca bu önerisiyle beni yaralamakla kalmamış, adeta bütün yaralarıma “tuzlu su” basmıştı. Plan tıkanmıştı, işlemiyordu. Bu yola girmiştim bir kere. Ne pahasına olursa olsun zorlamalı, sonuna kadar gitmeliydim. Ya batacaktım ya çıkacaktım yani. Sevim Teyze tuzlu suyu hazırlanmadan acele etmeliydim. Birden yeniden bağırmaya başladım;

“Tuzlu su olmaaz, hayııır hayır olmaz. Rakı, rakı olmalı!!”

Mehmet Amca çekindiğim biriydi, bir anda niyetimi açık etmem biraz utandırmıştı beni. Bakışlarını üzerime dikti. Ne yapacağımı bilemedim o an. Panikle gözlerimi kaçırdım. Vücudum titriyordu. Yalanımı anlayacağı korkusu, birden dişime vurdu. Dişim sahiden ağrıyordu artık! Mehmet Amca muzip bir ifadeyle gülümsedi. Yüzüm kıpkırmızı olmuştu, koşarak mutfağa kaçtım:

“Sevim Teyze dişim çok ağrıyor, Mehmet Amca bıraksın tuzlu suyu, rakı sürsün dedi.”
Bunları söylerken yüzümü ekşitmiş, yanağımı tutuyordum hâlâ.

“Buzdolabını aç, rakı orda. Ben de pamuk getireyim,” dedi kadıncağız büyük bir telaşla.

Yutkundum. İçmekle kalmayacak, şişesine de dokunabilecektim. Şişeye dokunmak, bonustu. Heyecandan zangır zangır titriyordum. Buzdolabını açtım, rakıyla göz göze geldik. Beni hemen tanıdı, ben de onu tanıdım tabii ki. Tüm heybetiyle karşımda duruyordu. Buz gibi şişeyi ellerimle sımsıkı kavradım, ateş gibi yanan yanaklarıma sürdüm önce. Sonra da Sevim Teyze’ye uzattım şişeyi. Elindeki bir parça pamuğa rakıyı sürdü ve bana uzattı.

İlkin, pamuğu dilime bastım o görmeden. Dudaklarıma sürdüm sonra. Bu halimle, içi susuzluktan kavrulmuş bir canlıya benziyordum. Pamuktaki rakıyı kana kana emdim.

Tadını, ne menem bir şey olduğunu az çok biliyordum artık. En azından büyüyüp içene kadar kendi olanaklarımla rakı yapmaya karar verdim. Birçok tarif denedim. En sonunda bir tanesinin gerçek rakı tarifi olduğuna ikna oldum. Tadı o kadar çok benziyordu ki, annemin pazara gittiği ya da komşuya geçtiği zamanlar bu karışımı hazırlamaya başladım. Ancak, şöyle bir durum vardı, olur da bu karışımı kazara içersem hastanelik olmam kaçınılmazdı. Bu yüzden, dudaklarımı hafif ıslatıyor, ağzımda kısa bir süre bekletip tükürüyordum. Mezelerden yana sorun yaşamıyordum. Peynir tabağı ve balığa yaşım tutuyordu, onlar da mezelerim oluyordu.

Yıllar geçti. Rakı içecek yaşa geldim. Rakıyı çok içmedim hatta oldukça az içtim. Fakat ne zaman bardağı ağzıma götürsem, aldığım ilk tat “omomatikli su tadı” oluyor, ne yalan söyleyeyim.

Çiğdem Hüner

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>